MUSMUTLU senelerrrrr….

Son zamanlarda facebook falan da bir yana kendimi sürekli 9gag ‘da pineklerken ve “sesli gülerken” buluyorum 😀 Yaklaşık 1 aydır falan bağımlılık etkisi yarattı resmen bende…”Meanwhile in parallel universe”, “like a boss”, “not bad” konseptli espriler beynimde dönüyor…Ve olan oldu dün memegenerator‘da ilk denememi yaptım:

Ki r’ye “good nite sweetie” yazdıkdan sonra içimdeki nigga ile İngilizce’yi katlediyorum  kahretsin demiştim…onun üzerine “lan!!!” tepkisi ile evet bunu yapmalıyım dedim 🙂

Az önce odada  “seneye görüşürüz” esprisini ilk yapan insan olarak zafer kazanmış komutan edasıyla ellerimi iki yana açarak “evet” diye bağırdığımda odadaki tüm arkadaşlarımın nferetini çoktan kazanmıştım tabiiki:D ve onun üzerine bu çıktı:

o zamaaaaaaaaaaaan seneye görüşürüz!!!

dying in the sunset

Astrologlar kanal kanal koşturup 2012’de burcumuzu neler bekliyormuş anlatadursun- ha bu arada yengeç burcu olarak mayıs ayında falan evlenmem mümkünmüş- ben bugün ölüm üzerine bir şeyler yazacağım…Öyle depresif bir yazı falan da değil…

Bazen mutluluğumun en üst noktaya tırmandığı anlar yaşarım; şahane bir gün ışığı ve ağacın dalında sallanan sarı bir yaprak bile buna sebep olabilir…Belki de benim şükretme halim bu bilmiyorum…Göğsüm bu şükür haliyle kabarır ve şu an ölsem cidden çok mutlu ölürüm derim… Az önce de aynı cümleyi şu mükemmel tat için kurdum:

Güzel bir gün batımı manzarası ve kabak tatlısı yiyorum…ve “O an”…..

G.E XXX

Yalnız Yaşayan

2005’ten beri yalnız yaşıyorum. Single and proud tadında 🙂 Dönem dönem ev arkadaşlarım da oldu.. Örneğin en unutamayacağım ev arkadaşlarım 2006’nın güz döneminde misafir ettiğim iki Litvanyalı’dır. Kristina ve Aida…Ki hayata bakışımı büyük ölçüde etkilemiş insanlardır. Hala görüşüyor ve birbirimizi deli gibi özlüyor olmamız da cabası…Neyse onun dışında da biri 1 ay diğer 3 ay olmak üzere iki ev arkadaşım daha oldu..Dediğim gibi çok dönemsel tecrübeler bunlar…

Yalnız yaşamak kesinlike çok keyif aldığım bir durum. Tek problem hasta olduğun zamanki mutsuzluk…Nitekim 2 gündür de hastayım…Ve normal bir hasta gibi davranamıyorum. Şunu anladım ki insan yanında güvendiği biri ya da birileri olmadığı zaman “kendini bırakamıyor”..Yalnız yaşamanın beni güçlendirdiği noktalardan biri de bu sanırım asla kendimi bırakıp, dağıtamıyorum..Sürekli bir bilinçli olma hali…Ayakta durma hali…

Dün muayene sonrası iğnemi de bir güzel yaptırıp -sol tarafım oturamaz hale getirildikten sonra- eczane’ye ilaç almaya gittiğimde aşağıdaki yazıyı gördüm..En hasta halimle bile buradaki espriye gülmem uzun soluklu bir “yalnız yaşayan” olmamdan kaynaklanıyor.net.

G.E XXX

ruhumuza hep bahar olsun!

Bir iki haftadir benim ‘cirtlak’; cem yilmaz’in ‘janjanli’ diye tanimlayacagi renkte ojeler aliyorum. Almakla kalmayıp suruyorum da..Kafama taş falan da düşmedi..ya da düştü ben öncesini hatırlamıyorum. (Haha nerden aklıma geldi bilmiyorum şimdi ama “ilgi çekmek için intihar edicem ben”dediğimde, Arman hocamın “öyle bir ilgi çekersin ki haberin bile olmaz” ifadesi kulaklarımda çınladı.) Müthiş bir keyifle konu 40bin parçaya bölünür-tipik gülfiz. Velhasıl gittim mor-mavi-yeşil ne kadar soğuk renk ve mat oje varsa aldım. Pişman mıyım asla!!! Sürüp sürüp dolanıyorum ortalıkta…Kaybolursam falan tırnaklardan teşhis edersiniz geyikleriyle hem de :):) Bu rezil kapkaranlık kış mevsiminde -ki bu çılgın Maltalılar niye bu kadar büyük bir özlem çekiyor anlamam, kış dediğin karın yağdığı ilk 1 saat dışında neresinden tutsan elinde kalacak bir mevsim en nihayetinde- ojelerime baktıkça içim açılıyor…Az önce de yemyeşil “hulk-ish” -Keith bu kullanımımı görse gözleri dolardı eminim (i love british english bea)- ellerime bakarken “mevsim neyse ne, ruhuma hep bahar olsun” dedim kendi kendime. Evet hep kendimle konuşurum. Tevekkeli değil blogun ismini ‘master of monologues’ koydum…Sonra da bir aydınlanma anı-angst:”ulan bu cok güzel bir dua oldu” diye…Evet…Ruhuma hep bahar olsun. Suphaneke amin!
g.e. XXX

Algıda Seçicilik


Malum tez yazma çalışmalarım tüm hızla devam ediyor (pozitif cümleler kuruyorum sırf kendi bilinçaltımı etkileyebilirim diye :)). Toplumsal cinsiyet-cinsiyetçi ayrımcılık bağlamında bir tez konusu belirledim ki tam benlik…Toplumsal cinsiyet kavramı ile tanışmamı sağlayan ve bende yepyeni bir vizyon oluşturan Anadolu Üniversitesi, İletişim Bilimleri Fakültesi öğretim üyelerinden değerli hocam Doç.Dr.N.Aysun Yüksel‘i burada anmazsam olmaz. 2007-2008 yılları arasında aldığımız “İletişimde Toplumsal Cinsiyet Farklılıkları” dersi hayata bakışımı değiştirdi desem kesinlikle abartmış olmam…

Bu toplumda yetişmiş bir birey olarak cinsiyet kalıplarının dışında davrandığımı söylemek ütopik olabilir ama kesinlikle bilinçli olarak bu kalıpları yıkmaya çalıştığımı söyleyebilirim. Bu sebeplerden ötürüdür ki  çevremdeki tüm arkadaşlarımı da bu konudaki yanlış kullanımlarından dolayı uyarır haldeyim. Artık arkadaşlarımın çoğu -ki erkekler de bu gruba dahil- yanımda “bayan” kelimesini kullanamıyor, gözümün içine bakarak “kadın” diyorlar…Bu da küçük bir başarı sayılır sanırım:)

Bu haftasonu Malta’daki ailemle şahane bir Eskişehir gezisi yaptık. Bu arada da garip bir şekilde konu dönüp dolaşıp kadın-erkek meselesine geliyor tabi:) Algıda seçicilik ya da ne dersek diyelim yukarıdaki kareleri gördüğümüzde Türk kadının potansiyelinin ne kadar baskılandığına şahit oluyoruz. Fotoğrafta aynı sokağın sağı ve solunda oturan kadın ve erkekler…

p.s:(Fotoğraf karelerini birleştirme fikrinden dolayı canım arkadaşım R.’ye ayrıca teşekkür ediyorum.)

2:43

Gecenin bu yarısında 3 ay önce taşındığın evinin her köşesinde arayıp da bulamadığın şeyi bulmanla kopuyor sanırım film…

Yıl 2003…Eskişehir’de ilk yılım…Ortaokul’dan beri dinlediğim Ceyhun Yılmaz’ın ilk şiir kitabı…Çıkar çıkmaz almıştım…

Hatta o yıl benim şansım mı bilmem Eskişehir’e stand up için geldi ve evet; tanıştık…Kitabı az önce elime aldım imzalatmışım…

En az anılarım kadar eski..ne zaman ıslanmış kenarları bilmem…

Ama her elime aldığımda yaptığım gibi gözlerimi kapattım ve bir sayfa açtım…işte o şiir…

Gece Kuşu (respect Okan Bayülgen)

Pazartesi itibariyle ki 12 Aralık’a tekabül ediyor geçen haftaki verimli hoca-öğrenci etkileşimlerim sonucu canım hocam Doç.Dr.Vedat Ekergil’in tavsiyesi ile uyku düzenimi değiştirdim.Okuldan gelince belli bir süre uyuyup gecenin hayrından( gündüzün şerri yeğdi dimi :/) faydalanmaya çalışıyorum. Ben zaten hatırlamadığım çocukluk dönemim dışında hep gece insanı olmuşumdur. Hatırlamadığım  o dönemde de annemin aktardığına göre sabah erkenden kalkar dolaptan meyve alır televizyonun başına geçer çizgi film izlermişim(geçmişe dönüp kendi çocukluğumu öpe öpe sevesim var o ayrı:D narsizmin böylesi bünyeye zarar).

Yine şahane dağıttığıma göre konuyu asıl çıkış noktamıza dönelim:) gece çalışmalarının tezde ilerlemem konusunda faydalı olmasını ümit ediyorum. Hoş 3 gecedir henüz bir tek kelime okuyamadım ama sürekli düzenleme vs. işlerle uğraşıyorum makale okumam da yakındır herhalde…yine o ders çalışma anımda olmam gerekirken burda blog’a yazı yazmam da cabası…

Neyse bu muhabbetimizi de bal ile kesip 30 ağustos-2 Eylül tarihleri arasında 4 kafadar gerçekleştirdiğimiz İtalya gezimizin şahane anlarından birini paylaşmak istiyorum. Nitekim Türk olduğumu her yerde belli etmem lazım…sevgiler XXX

 

 

 

 

Previous Older Entries